Belirtiden problem tanımına ilerlemek.
'Sistem yavaş', 'rapor çalışmıyor' veya 'ekip işi geciktiriyor' gibi cümleler bir başlangıçtır; teşhis değildir. Sorunun ne zaman başladığı, kimleri etkilediği, hangi koşulda tekrarlandığı ve daha önce neyin değiştiği anlaşılmadan çözüm alanı gereksiz biçimde geniş kalır.
Benim için iyi problem çözmenin ilk adımı, gözlemi yorumdan ayırmaktır. Ne gördük, neyi varsayıyoruz, elimizde hangi kanıt var ve hangi bilgiyi henüz bilmiyoruz? Bu dört soru, tartışmayı kişisel kanaatten ortak bir zemine taşır.
Sorularla süreci ve bağlamı anlamak.
'Bunu kim yaptı?' sorusu bazen gerekli olsa da erken sorulduğunda insanları savunmaya iter. 'Bu koşul nasıl oluştu?', 'normal akıştan nerede ayrıldık?' ve 'aynı hata neden tekrar edebildi?' soruları ise sistemi konuşmaya açar.
Kullanıcıyla konuşurken teknik terimleri çoğaltmak yerine deneyimi somutlaştırmak daha değerlidir: Hangi adımı yapıyordun, ne olmasını bekliyordun, ne oldu ve işine etkisi neydi? Böylece çözüm yalnızca teknik olarak doğru değil, gerçek ihtiyaca da uygun hâle gelir.
Uygulanan çözümün etkisini doğrulamak.
Bir ayar değişikliği, görev veya bilgilendirme sonrasında etkinin gözlenmesi, uygulanan adımı sonuçla ilişkilendirir. Son adım, başlangıçta tarif edilen etkinin ortadan kalktığını aynı koşullarda doğrulamaktır.
Kalıcı çözüm ayrıca öğrenmeyi görünür bırakır. Kısa bir kayıt, net bir sahiplik ve gerekirse standartta yapılan küçük bir güncelleme; aynı sorunun birkaç ay sonra yeniden sıfırdan çözülmesini engeller.
İyi problem çözme; belirsizliği azaltmayı, ilgili kişilerin bilgisini bir araya getirmeyi ve uygulanan çözümün etkisini doğrulamayı içerir. Soruyu birlikte netleştirmek, çözüm arayışına sağlam bir başlangıç sağlar.
